Jiu Jitsu’suz Geçen Günler By Vahit ÇAKAR
Dışarısı kebapçı fırını gibi yanıyor. İstanbul dev bir tandır gibi adeta. İşte bu yüzden bu sıcakları atlatacak tek yer olarak aklıma köyüm geldi ve 20 günlük izin alarak ailece otobüse bindik ve köyümüzün yolunu tuttuk.
Aslında bir hafta önce izin alacaktım fakat sevgili Sensei’m Fırat Hocamın Free Fight derslerinden uzak kalmamak için ertelemiştim bu izni. Gelirken yanıma ikişer KickBox eldiveni (partnerli çalışmalar için) ve Rene Mossey’in bizim yer dövüşüne benzer yer tekniklerini çizimlerle gösteren bol fotoğraflarla zenginleştirilmiş Judo isimli kitabını aldım.
30 Haziran Salı
Adeta istim üzerindeyim Harun hocamızın sıkı antrenmanlarından dolayı enerji yumağı gibiyim. Doğruca İznik gölü kıyısındaki büyükçe bahçenin yolunu tuttum. İrice büyük bir ağacı gözüme kestirdim ve ağacın gövdesine sarılarak güreş tutmaya (rakip yokluğundan J). Ayrıca ağacın koca dallarına asılarak barfiks çekmeye çalıştım. Epey kan ter içinde kaldıktan sonra eve gidip duşumu aldım.
1 Temmuz Çarşamba
Bugün Orhangazi’ye indim. Vakıf başkanı Mustafa Destereci ve Şair dostum Şahbaz Hulusi ile görüştüm. Mustafa Destereci bir ara “Vahit müsaitsen çabucak gel ” diye telefon açtı. Bende çabucak fırladım. Yalova dağlarına çıkacaklarmış. Dört kişi taksiye bindik ve ver elini Yalova dağları. Kamil hocanın ( Eyüp’te ki salondan ders arkadaşım) köyünün içinden geçtik geçerken de hemen telefona sarıldım Kamil hocam sizin köyden geçiyoruz diyerek hatırını sordum. nihayet zirveye varmıştık.
Buraya duman tepe diyorlar hemen yanı başımızda dev bir radar var yeşilköyle bağlantıları bu radar sağlıyormuş. Siz burayı tahmin edeceksiniz hani yıllar önce Sezen Aksu’nun bestecisi Onno Tunç’un uçağının çarptığı yer burası. Vahşi bir manzara ile karşı karşıyaydık. Başkanımız Mustafa Destereci “Şimdi sizi çok enteresan bir yere götüreceğim” dedi ve bizi Yalova’nın tepelerinde Sugören köyünün çok üstünde bir yere götürdü. Buraya Höyük Tepe diyorlarmış. İnanılmaz bir manzara var iki metrelik bir yerde başını sağa çevirirsen Marmara denizini sola çevirirseniz İznik gölünü görebiliyorsun. Dev çam ağaçlarının arasında kaybolmuş bir cennetti burası. Tabi ben boş dururmuyum uzunca bir sopa buldum ve yarım saati aşan bir zaman Kendo çalışması yaptım bu sopayla kendi kendime.
Kirazlı köyünün inişinde dağın tepesinde dev bir bayrak sallanıyordu. Orası neresi diye sorduğumda İstihkam Tepe diye cevapladılar.
Bugün inanılmaz biriyle tanıştım. Akademisyen olmayıpta artık yaşamayan bir dili konuşan yeryüzündeki tek kişiyle tanışma şerefine erdim. Böyle bir kişiyi küçücük bir kasabada bir berber dükkanında bulacağımı hiç tahmin etmezdim. Hala şaşkınlık içerisindeyim. Bu kişinin ismi berber Sami idi. Biliyorsunuz Göktürk dili ölü dillerdendir altmış beş yaşındaki bu şahıs kendi kendine karar vermiş inat etmiş ve kendi kendine Göktürkçeyi öğrenmiş.
Oturup epeyce sohbet ettik. Bana kesmiş olduğu basında kendi hakkında çıkan gazete kupürlerini gösterdi. Ağzım bir karış açık kaldı doğrusu.
Demek bizde hala böylesine cevherler var diyerek geleceğe ait umudum arttı. Fakat bizdeki akademisyenlerin umursamazlığı, hazımsızlığı epey canımı sıktı. Sen kal yut dışından kitaplar getir kendi imkanlarına dili bu çöz okuma yazmasını öğrenen ve konuşan dünyadaki tek kişi ol. Ne diyeyim bu başarıya ancak şapka çıkarılır.
Orhan gazi Tuna Gazetesi muhabiri erdem bey ile sohbet tarzı bir röportaj yaptık. İstersem bana konuk yazar olarak gazetede yazı yazabileceğimi belirtti. Bende kabul ettim. Kamp günlükleri yazım bu gazetede üç gün boyunca yayınlanacak.
3 Temmuz Cuma
120 metre karelik boş bir evdeyim şuan. Kiracısı boşalmış evde şuan eşya namına bir şey yok. Yalnızca odaların tabanı parkeyle kaplı birkaç gün yalnız başıma burada yatıp burada kalkacağım kitaplarımla baş başa.
4 Temmuz Cumartesi
Karar verdim sabahları dahil duşu soğuk suyla almaya dedim ve bu sabahtan itibaren bu kararımı yürürlüğe koyup soğuk suyun altına girdim. Başlangıçta hafifi bir ürperme yaşıyor insan fakat daha sonra beden alışıyor. İsmet paşamızı anımsadım 94 yaşındaydı ve yaz kış sabahları denize girer çıkar ve o meşhur çivilemesini yapardı.
5 Temmuz Pazar
Bu sabah tuna gazetesini elime aldığımda benim kamp günlükleri yazımla büyükçe bir fotoğrafımı koyup yayınlamışlardı. Demek ki bu yazı dizisi yarın ve öbür günde devam edecek
6 Temmuz Pazartesi
Kamp günlüklerinin ikinci bölümü de Tuna Gazetesinde yayınlandı birçok insan beni yoldan çevirip yahu Fırat hoca kimdir? Orada neler yaptınız diye sorular yönelttiler.
7 Temmuz Salı
Yazı dizimin üçüncü ve son bölümü bu günde yayınlandı ve bitti. Epeyce ilgi çekti herhalde en az 150 kişi bana Fırat Hocayı, Rattan Sopasını, Sayoc tekniğini sordu.
8 Temmuz Çarşamba
Jiu Jitsu’yu çok özledim. Antrenman arkadaşlarımı antrenman yaptığımız yer olan Tatemi’yi çok özledim. Dojom burnumda tütüyor sanki. Üstat Yahya Kemal’e sorarlarmış “Ankara’nın en çok neyini seversin” diye. Üstatta cevaben “İstanbul’a dönüşünü tabii ki ” diye cevaplarmış. Bende öyle antrenmanda akıtılan teri dahi özledim.
Bekle beni Shinken Ryu yarından itibaren ben geliyorummmm..
Tags: jiu jitsu, vahit çakar