Vahit ÇAKAR
Kamp günlükleri
1 Mayıs 09 Cuma
Herekeye birkaç km uzaklıkta tavanşancılın üst tarafları ballı kayalar mevkii akşam 21.00 dan Fırat hocayla mecidiyeköy otobüs durağında sözleştiğimiz gibi buluştuk . ve orada yani mecidiyeköyde bir simit sarayında bizleri bekliyorlardı . iki rehber hoca ömer hoca ve levent. saat 11 de galipte geldi ve orada beklemekte olan minibüse emin Yusuf ve ilk defa gördüğüm iki arkadaş kafileye dahil oldu. 1 saat süren bir mesafeden sonra ballı kayalar mevkiine geldik. Daha vadiye girerken bizi karşılayan bir kuş sesi oldu. Dikkat çekerim saat gecenin 12.15 i meğer bu kuş bülbülmüş. Ve bu kuş mutlaka ama mutlaka gülün yakınlarında ötermiş ve bizlere de bir resital çekiyordu. Çünkü yakınlarda yabani gül bulunmaktaymış. Önce arabamızdan malzemelerimizi indirdik. Ve kamp kuracağımız yere geldik. Fakat kampta yalnız değildik. Bizden önce gelen kızlı erkekli gruptan çadırlarından kahkaha sesleri yükselmekteydi önce hepimize sonradan geri alınmak kaydı ile tepe lambaları dağıtıldı. Onları yaktığımızda 1,5 mt alan aydınlanmış oluyordu. Gece karanlığında ateş böceği misali hissediyorduk akabinde çadırlarımızı monte etme aşamasına geçildi ve oğuzhan rehber bize çadır kurmak için gerekli düğüm atma tekniğini gösterdi. Her bir çadırın kurulma süresi ortalama 15 dk ben galip ve dr aşkın birlikte çadır kurduk. Bu esnada tabi kameralar , fotoğraf Makineleri foto çekiyor ve kayıt kapıyorlardı. Çadırlarımız kurulduktan sonra sırt çantalarımızı herkes kendi çadırına bıraktı. Ve çevreyi dolaşmaya çıktık. Saat 01:30 civarındaydı. Yanımızda gürül gürül akan bir dere vardı gündüz adam akıllı yağmur yağdığı için toprak iyice kabarmış insanın ayağından topak biçiminde büyüyordu. Çimenlerde neredeyse dize gelecek şekilde topraktan fışkırmış gecede çiğ yağdığı için herkesin ayakkabıları botları paçalarımız dahil inanılmaz şekilde ıslanmıştı. Tabi bu bize az sonra üşüme şeklinde geri döndu. Kamp ateşi yakmak gerekmişi. Fakat kamp ateşi gecenin ikisi olduğu için çadırlarımızı tutuşturmasından korktuk kamp ateşinden bu gece vazgeçtik onun yerine sahra sobası denilen aleti getirdiler. Onu yaktık portatif çakmak tüpleri ile tutuşturduk ıslak dalları. 50 yaşındayım ilk defa kampta sahra sobasında pişen ateşin üzerindeki çaydanlıktan çay içme keyfini yaşadım Fransızların şarkısında bahsettiği gibi c’est la vie yani işte hayat. Daha sonra ayaklarımızın üşümesini gidermek için çadırlara girdik. Ve 1.80cm uzunluğundaki 50 cm genişliğindeki tabanlığı (polyester) altımıza serdik. Daha sonra uyku tulumumuzu o uyku tulumunun üstüne açtık ve tulumların içine girdik. Her çadırda 2 kişi var. Ben ve Fırat hoca aynı çadırdayız. Yan çadır komşum levent bey Yusuf arkadaşla birlikte saat 04:00’te tulumlara girdik. Saat 04:45 idi. Levent da biraz kilolu olduğu için her halde hala uykuya geçememişti çünkü bu uyku tulumunun içinde sağa sola dönmek bir mesele. Sabah 06:10 da kalktığımızda kuş cıvıltıları ile uyanmak ne güzel şey ya rabbim. şuan bir bülbül şakıyor bir az ileride ise bir saksağanın sesini duymaktayım. Bizim kapta en erken ben katlım. baktım diğer komsu çadırlarla birlikte 20 çadırız ve hemen kağıdı kalemi alıp kamp günlüğümü yazmaya koyuldum.
2 Mayıs 09 Cumartesi
Günlüğün son noktasını vururken Fırat kalktı böylece bizim çadır kampın en erken kalkan çadırı oldu Fırat la birlikte rattan sopalarımızı aldık ve kampın bitişiğindeki dere kenarında sabah sporumuzu rattan sopalarımızla dövüşerek yapmaya başladık. Çarpışan rattan sopaları neredeyse kıvılcım çıkartıyordu ve sopaları ellediğimizde ele sıcak geliyordu. Birazdan kamp rehberlerimizde uyandılar ve sahra sobasında çay pişirmeye koyuldular. Tabi bu arada çarpışıp çat çat sesi çıkaran sopaların sesinden diğer çadırlardan başlar uzanmaya ve ne oluyor gibisinden hayretli bakışlarını görüyorduk. Bu fıtratın sopasından sağ elimin baş parmağına darbe alama kadar sürdü bu epey sert bir darbeydi baş parmak morarmış ve birazda kanamaktaydı dövüşü bıraktık ve moraran parmağa flaster sardık diğer çadırdakilerde ayağa kalmış ve birbirleri ile şakalaşıyorlardı. Bir taraftan sabah çayını pişirmeye çalışıyor diğer taraftan rehberin nezaretinde pusula okuma yon tayini parmak atlatma yöntemi ile yol bulma saatin akrebi ile kuzeyi bulma derslerini aldık sonra büyük bir neşe içinde kahvaltı yapmaya koyulduk. Kahvaltıdan sonra yine teori dersi alarak 3 buğday tanesi ile bir gün yaşamak tükürük bezlerini harekete geçirerek koca bir günü dil altında bir çakıl taşı koyarak susuz yaşama dersleri ve yarıca zor durumda kalındığında hangi otları yiyerek mesela kuzu kulağı çam gibi ağaçlardan kendine çay yaparak insanın kendine mükemmel bir c vitamini çayı deposu yapmayı örgendik. Bu dersler saat 11 e kadar surdu saat 11 de kampı terk etmeye kanyonlara gitmeye karar verdik yol koyulduğumuzda hepimiz tepeden tırnağa teçhizatlıydık silahlanmıştık tabi bu silahlanma bıçak şeklinde en olmayanımızda en az 3 adet bıçak vardı. Sanki viet kong kuvvetlerine saldırıya geçecek gibiydik. Bende yanıma irili ufaklı 4 bıçak bir gemici dürbünü bir sapan ve birde rattan sopası almıştım. Diğerlerinde bende aşağı kalır yani yoktu . dar geçitlerden geçerek epey uzun koridorlardan kanyonun bitim noktasında yürüyüşü sonlandırdık fakat yağmurdan dolayı kayalar cam gibi kayıyordu dik yamaçları aşarken kayaları elle tutamıyorduk çünkü çok kayıyordu bu esnada kötü bir şey oldu benim az ilerimde şelale gibi bir şey vardı dr aşkın kayları tırmanmaktayken paldır kuldur kayalardan düştü yüreğimiz ağzımıza geldi bileğinin üstüne düştüğünü zannettik ve çok korktuk kafile hemen bir yerde toplandı ve kanyonda ateş yakarak dr aşkının botlarını üstünü basını kurutmaya koyulduk ha bu anda Ömer hoca bize çaktırmıyormuş ama oda meğer suya dalmış paçaları botlarını ıslatmış kafileden Gürkan arkadaş yarı beline kadar ıslanmış ve Fırat hocanın da botları ıslanmıştı. Hemen kayaların üstüne çıkarak arkadaşların kıyafetlerini kurutma çabalarına destek verdik. Ve dağın yamaçlarından dalla toplayarak ateşi büyüttük ve harladık. Ta ki kor haline gelinceye kadar herkes iki şerli guruplar halinde kumanya dağıtıldı. Benim partnerim yine Fırat hocaydı kumanyamız sucuk ekmek domates biberden oluşuyordu. Fırat dallarını sivrilterek ince çubuk yaptı ve o çubuklara geçirerek malzemeyi pişirdi. Ve yarımşar ekmeğin arasına katarak yemeğe koyulduk ve o esnada yağmur çiselemeye başladı. Yukarıdan yağmur yayıyor ve bizde çömelerek yemeğimizi yemeye çalışıyorduk. Daha sonra yine dereleri vadileri geçerek dönüş yoluna koyulduk ellerimizde dürbün sarp yamaçlara bakarak keyifle dönüş yolundaydık.
Rattan sopasını iyi ki yanıma almışım. çok faydasını gördüm çok. Adeta bana Hz. Musa’nın asası gibiydi. Kampa geldiğimiz de saat 17:00 idi. Yani 11:00 de yola çıkmıştık saat 17:00 de kampa geri dönmüştük oradan yine eğitim amaçlı tahta bıçaklarını rattan sopaları alarak galip ben Fırat Ömer hoca levent ve birde gazeteci Yusuf ziya üst taraflarda kampın dışındaki düz araziye cıktık ve yakın dövüş teknikleri çalıştık tabi bu çalışmaları video ve fotoğraflarla ebedileştirdik. Bu yakın dövüş eğitimi saat 8 e kadar surdu sonra tekrar kampa geri donduk ve aksam yemeği için hazırlıklara başladık. Mükemmel bir aksam yemeği yedikten sonra yan taraftaki çadırların yakınından dev anfilerden techno müzik sesleri geliyordu bizde yemekten sonar biraz kamp ateşinin çevresinde lafladıktan sonra hepimizin baslarında lambalar yandaki şenliğe gurup halinde katıldık. İstanbul Warriors sefere çıkmıştı… J
Yan tarafta ballı kayaya tırmanma senlikleri oluyormuş çoğu üniversite gençlerinden oluşan büyükçe bir toplulukta ortaya dev kalaslardan oluşan bir ateş yakmışlar ateşin etrafını çevrelemişlerdi bir müddet o grupta takıldıktan sonra yine baslarımızdaki lambaları yakarak kampımıza geri döndük. Ve ateşin çevresine çömelerek çekirdek çıtlatmaya başladık bir az sonra kafa hafif Dumalı ali arkadaş size biraz ne çalacağım diyerek neyi çıkarttı ve üflemeye başladı daha sonra kimi Ahmet Haşim’den Yahya Kemal’den şiir okuyarak ateşin basında sürdürdük şiir matinesini. Bende Ahmet Arif ve Behçet Necatigil’den bir şirden katıldım. Bu ateş bası şiir söyleyişini daha sonra göz kaplarımın ağırlaşması takip etti. dün akşam bir bucuk saatlik uyku yeterli gelmemişti anlaşılan. yavaşça çadırıma süzüldüm uyku tulumun içine bu sefer montla ve ayrıca çift çorapla girdim fakat sabah kalktığımda ter içindeydim. Anlaşılan bu seferde fazla gelmişti mont.
1. temel madde yattığın çadırın içine kesinlikle ama kesinlikle yiyecek konulmayacakmış çünkü kurt ve çakal gibi hayvanlar yiyecek peşinde olduklarından senin çadırlarının yakınına sokulabiliyorlarmış. Eğer yemeğini cadırın içine alırsan kurt ve çakalla burun buruna kalabilirsin.Panikleyen hayvan sana saldırabilirmiş. Bu yüzden yiyeceğini agaç dalına yada çadırın dışına koymalısın.
3 mayıs 09 Pazar
Sabah yine en erken ben katlım bu kampın en erken kalkanı ben olduğum için ödül olarak kampın lideri bana bir buyuk fincan cay verdi ve bir adet kesme şeker fazladan kazandığımı söyledi . Meğer kampta adet böyleymiş bu sabah yine cıvıl cıvıl kuş sesleri ile uyandığımda aklıma Mevlana’nın bir beyti geldi :
Bir yerden bir yere konmak ne hoÅŸ,
Bir yerde bir yere gitmek ne güzel..
Yanımdaki dereden şırıl şırıl akan su sesi insana şöyle hissettiriyor kendini oğlum vahit tabiat ananın kucağında ve doğanın bağrındasın sabah kahvaltısında sacda yumurtalı sucuk ve çay pişirdi rehberlerimiz. Bize kahvaltı sonrası sofra başı geyiğinden sonra halatlarını çıkarıp biz düğüm atma tekniklerini gösterdiler 10 dan fazla halatlara düğüm atma teknikleri gösterildi.
Dar ağacı düğümü cellat düğümü kız kaçıran dağdan adam indirme komando inişi bunlardan bir kaçı bu kamp ateşi yakma esnasında ağaçlar ve dallar çok ıslak olduğu için bu dalları tutuşturmak çok zahmetli oluyor. Ve uzunca bir sure dumana mahruz kalıyorduk bu sabah ta yine ole oldu ve asırı duman altında kaldıgımızdan 3 kişi biraz zehirlendik sanki bir mide bulantımız vardı sabahtan itibaren dr aşkın ben ve gurkan arkadasta bu belirtiler oldukça fazlaydı midemiz bulanıyor basımız agrıyor velhasıl bugun biraz keyifsizdik. Saat 11:00 - 11:30 civarı musade isteyerek dereye dogru ilerledim ve istifra ettim midem rahatsız edici dumanı almıstı bir azda az once midemi rahatlatmak için içtiğim soda ile limonu karıstırıp içmekle kurtulmustum. Bu içimdeki duman denen illetten. Az sonra bu sefer kampın içinde grup 3 ayrılmıs ve yakın dovus teknikleri eğitimi veriliyordu. 1. Grup Ömer hoca esliğinde Ömer hoca dr askın levent ve kamp rehberimizde katılmıstı bu yakın dovus teknikerine ..
Ee kolay değil hep onlar ogretecek değillerye bu sferde ogrenme sırası kamp eğitmenlerimizdeydi.
Omer hoca onları basic kalin teknikleri ogretiyorduki bende zaman zaman bu gurpta yer alıyordum diger gup fırat hoca ve Ziya sayoc teknigşi calısoyrlardı 3. grup galip hoca emin kravmaga sistemin etüd ediyorlardı. Ben ve dr askın zaman zaman bu gruba dahil oluyorduk. Alı arkadasın kolu baglı oldugu için o sadece izliyordu. Gurkan arkadasta rehberlerimize arasıra aikido enstanteneleri gosteriyorlardı velhasıl grupta neseli ve hostu. bu calışma 14:30 15:00 e kadar surdu. Sonra yavas yavas el birliği ile cadırladımızı sokmeye balsdık. 1 saat içinde toplanmış ve minibuse esyalarımızı yuklemiş kamp alanın terk etemeye harzırlanıyorduk. Bu kamp bizlere 3 sey ogretmişti
1)Â azla yetinmeyi ogrenmeyi
2) elimizdeki degerlerin kıymetini bilmeyi
3) butun bunların aslında bir oyun oldugunu hayatı fazla ciddiye almamayı ve butun bunların biri oyun oldugunu idrak ettiğmizde daha mutlu olacagımızı bizlere ogretiyordu.
Tags: kamp günlükleri, vahit çakar